NEME LAZIM


Bu coğrafyanın insanının planları son çeyrek yüz yılda ne yazık ki günü kurtarmak üzerine kuruludur. Son dönemdekilerin ise, bir iş yaparken nasıl olursa olsun “an”ı atlatmak ve evine gidip televizyonun başına kurulmaktır esas amacı. Muhtemelen TV izleme işini de hakkıyla yapamayacak, başladığı programı bitiremeyip ağzı açık bir biçimde uyuyakalacaktır.

Günü idare eder bugünün toplumu, “sorumluluk üzerimden kalksın da nasıl olursa olsun”dur  zihniyeti. “Kör topal da olsa işi nihayete erdireyim, yeter ki başıma bir makara sarılmasın, beni uğraştırmasın, maaşımı gram eksiltmesin, evde rahatça ayaklarımı uzatıp televizyon izleyebileyim”den oluşur hayat ideali.

Mesela bu ülkede “Kasımpaşa'nın 2-1 üstünlüğüyle devam eden maçta, bir taraftar sahaya girerek, Beşiktaş'ın Portekizli futbolcusu Manuel Fernandes'e tekme attı.” gibi bir haber okuyabilirsiniz.
Vukuu bile başlı başına nazar- ı dikkati celbeden bu garabet bitmez, olanca ilginçliğiyle devam eder. Attığı 40 metrelik depardan sonra Beşiktaş takımının oyuncusu Fernandes’e tekmeyi sallayan şahıs ifadesinde “Fernandes’i çok sevdiğini, vurmak istemediğini, onu öpmek isterken Portekizli oyuncuya çarpıp düştüğünü” söyler. Olayı kameralar kaydetmiştir ne var ki.

Bu olağanüstü maç “günü kurtarmak” adına hiçbir şey olmamış gibi devam ettirilir ve 90 dakika tamamlanınca herkes rahata erer, eve gidip televizyonlarının başına kurulabilirlerdir artık. Olay bununla da bitmez, tekme atan kişi ilerleyen günlerde ekrana çıkartılır ve “pozisyon” yorumlatılır kendisine. Sahaya girdiği için bir nevi ödüllendirilmiştir. Sebep? Programcı iyi izlenme oranı alıp günü kurtarmak istiyordur çünkü. Sonuç nedir? İnsanların zihninde oluşan “sahaya girip oyunculardan birine tekme atmak sıkıntı yaratmaz, hatta televizyona bile çıkılabilir bu sayede” anlayışıdır. Yozlaşmadır.

(Aradan birkaç ay geçer,  aynı kişi hakkında şöyle bir haber çıkar: Bir yıl seyirden men cezası alan taraftar tribünde maç izlerken yakalandı.)

Ülkemizin gençleri devlet okullarında yaklaşık 10 yıl boyunca İngilizce eğitimi alır. Bu 10 yılın sonunda İngilizceyi hakkıyla öğrenip dili anlayan ve konuşabilenlerin oranı %1’i geçmez. Zaten %1’lik kesim de okuldaki eğitimle yetinmediği, takviyelere başvurduğu için öğrenebilmiştir.

Bir hayvana bile 10 yıl boyunca haftada en az 4 saat herhangi bir şeyin eğitimi verilse o hayvan bile günümüz insanlarından daha fazla gelişme sağlayabiliyor, mesela, eskiden köyümüze gittiğimizde şahit olduğum ilginç bir gerçekten bahsedeyim. Köydeki tecrübeli kadınlardan biri ineğini öyle alıştırmıştı ki o ineği her gece 11’de evlerinin hemen yakınındaki dereye götürür ve ineğin neticesini dereye yöneltip idrarını yapmasını beklerdi. İnek de o pozisyonu aldığında idrarını dereye doğru bırakırdı. Böylece “eğitimli” inek gece ahırı batırmıyor ve bu sayede o “eğitimsiz” köylü kadın sabah bir de ahırı temizlemekle uğraşmıyordu. İlginçtir ki bu eğitim için 10 yıl değil, birkaç ay harcamıştı.

Peki ne oluyordu da insanlar bunu başaramıyordu? Çünkü İngilizce öğretmenlerinin en büyük derdi öğrencilere vermesi gerekeni tamamen vermeye çalışmak, onlara faydalı olmak değil de “nasıl daha fazla maaş alabilirim, ders ücretleri ne zaman yatar, arabayı/mobilyaları değiştirmek için parayı nasıl bulurum”dan ibaretti. Çünkü öğrencilerin derdi İngilizceyi öğrenmek ve bu İngilizceyle sınavı geçmek değil, “sınavları geçip kurtulayım da İngilizce öğrenmemem önemli değil”di. Çünkü öğretmen de öğrenci de okulda bulundukları yerin hakkını vermek değil de “yahu şu okul bitsin bir, akşam eve gidip ayaklarımı uzatarak televizyonun başına kurulayım” zihniyetindeydi.

Ülkemizin tanınmış üniversitelerinden birinin tıp fakültesinde görev yapmakta olan bir profesörle muhabbet etme fırsatım oldu. Kendisi içtenlikle şunu söylüyordu; “Yahu bu şimdiki öğrencilere kolay mı kolay sorular soruyoruz ama onları bile doğru düzgün cevaplamıyorlar, zor sorsak çok azı sınıfı geçecek, onu da yapamıyoruz.”

İşte bu “kör topal da olsa günü kurtarma zihniyeti”nin ülkenin her yerine sirayet ettiğinin tezahürü. Bir tıp fakültesinin profesörü, ne olursa olsun öğrenenin sınıfı geçmesi için gerekeni yapmıyor. Hâlbuki soruları gerektiği gibi sorsa ve bir kereliğine çoğunluk sınıfı geçemese eminim ki bundan haberdar olan öğrenciler ileriki senelerde ne yapıp edecek ve gecelerini gündüzlerine katarak çalışıp o soruları cevaplayacaklardır. Ancak bu berbat sistemin devamı, çarkların dönmesi için binlerce genç ve ülkenin geleceği heba ediliyor.

Bu coğrafyada gariplikler bitmez tükenmez, “yahu tez yazmak da ne sıkıcı iş, hem birikimim de yok, ben ayaklarımı uzatıp televizyon izlemek istiyorum” düşüncesindekiler için hizmet veren (!) insanlar reklamını “Abi, her türlü çeviri ve tez işleriniz itina ile yapılır, adrese teslim edilir. Filan adrese başvurun, ayrıntıları görüşelim.” şeklinde yapar, engel olan yoktur. Ne bir kurum ne vicdan.

Dünyanın en zor işi insanlara hatalarını fark ettirmek, fark ettirdikten sonra da bu hataları düzeltme adına bir şeyler yaptırabilmektir. Gelin, siz yukarıdaki örneklerden biri olmayın. Hayatınızı bir düşünün, kendinize “benim bu ülkeye katkım ne?” diye sorun. “Zamanımı Candy Crush’la, Flappy Bird’le ya da TV karşısında saçma sapan programlarla öldürmek yerine ne yapsam faydam olabilir”in yollarını arayın. Öğrenciyseniz “öğrenciliğimin hakkını verebiliyor muyum?” deyin. Bir işte çalışıyorsanız “maaşımı hak ediyor muyum?”, ev hanımıysanız “çocuklarımı iyi yetiştirebildim mi?”, kapıcıysanız “merdivenleri iyi temizliyor muyum?”gibi sorularla acımasız bir şekilde sorgulayın kendinizi.

Bunu yaparken de “ben diğerlerinden iyiyim en azından” yanılgısına düşmeyin. Çok kötü birinden iyi olmanız sizin iyi olduğunuzu kanıtlamaz. Belki çok kötü değil de sadece kötüsünüzdür, kötü olmak hoşunuza gider mi? Yoksa kendinizi kandırmaktan mı hoşlanıyorsunuz? Ya da, çan eğrisi mi olur diyorsunuz? Unutun onu, öyle bir şey yok.

Sonra, “Ben iyi olsam ne değişir ki?” demeyin. Belki dünyayı tek başına değiştiremezsiniz ama iyiliklerle yorulmuş bedeniniz son nefesini verirken ruhunuz “NEYE MÂL OLURSA OLSUN doğrusunu yapmaya çalıştım”ın verdiği rahatlıkla ötelere göçecektir. Bundan daha değerli bir şey var mı dünya üzerinde?

yskiyak

11 yorum:

  1. verdiginiz ornekler baya iyi de neden bu kadar uzun uzun anlatiyorsunuz?
    yazilar kisalsa daha rahat ve daha cok okunur bence.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzunluk konusunda çok haklısınız. Bugünün insanına 140 karakterden sonrası sıkıcı gelirken bazı gerçekleri anlatmak için daha kısa yazmak zorundayım. Ancak kaliteden de ödün vermek istemiyorum. Diyebilirsiniz ki "kaliteli ve kısa yaz". İşte ona da gücüm yetmiyor. Belki yaza yaza olabilir. Bilmiyorum, belki de yeteneğim ona yetecek kapasitede değildir.

      Velhâsıl, haklısınız ancak elimden gelen budur.

      Sil
    2. sacma gelebilir ama okudugunuz, dinlediginiz seylerden olabilir.
      yani, tanidiklarimda goruyorum boyle seyler.

      Sil
    3. Anlayamadım, biraz daha açabilir misiniz?

      Sil
    4. Yazının gayet kısa olduğunu düşünüyorum.

      Sil
    5. Düşünün işte sayın yskiyak, daha 3-4 paragrafı okumaya üşenen bir nesil; nerede kaldı kitap okuyacak ders çalışacak.

      Sil
  2. genelde cemaatçilerde falan göruyorum. her seyi uzun uzun anlatiyorlar. ben okuduklarindan, dinlediklerinden oldugunu dusunuyorum. bu konudaki fikrinizi de merak ediyorum.

    uzunluk konusunda da mesela, her ornekten sonra benzer aciklamalar yapmissiniz. ben okurken atliyorum buralari.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her örnekten benzer açıklamalar yapılmasını yadırgamanızı yadırgadım. Ortaya koyduğum hipotezin doğruluğunu kanıtlamak için 3-4 örneğe başvurmam gayet normal. Eğer sadece bir örnekten yola çıkarak anlatsaydım "tek örnekle geneli konuşamazsın" denebilirdi.

      Kaldı ki "uzunluk" görecelidir. Bugünün insanı rahata, kendini yormamaya alıştığı için Flappy Bird'e harcadığı zamanın onda birini yazı okumaya harcamaktan imtina ediyor, üstüne bir de yazana "uzun yazma" deme cüretine sahip. Tabii ki ben onları da düşünüp kısa yazmaya da çalışıyorum ama kaliteden hiçbir şey için taviz veremem.

      Son olarak, yorumunuzda beni cemaatçi olarak nitelediğiniz imasını edindim. Cemaatçi olmakta bir sakınca görmemekle beraber kesinlikle cemaatçi değilim. Dolayısıyla her şeyi "uzun uzun" anlatmamın sebebi bu olamaz. Söylediğiniz şey hakkında da bir fikre sahip değilim.

      Yorumunuz için teşekkürler.

      Sil
  3. kötü olursan bu dünyada huzurlu olursun (çalışkanlık açısından ve kapitalist sistemde bilhassa) not:lise son öğrencisiyim ailen dahi iyi oldun zamanların çoğunda cıvıtıyor sana karşı

    YanıtlaSil
  4. bu tespiti sadece benim yaptığımı sanıyordum, ülkemizin ilerleyememesinin başlıca sebebinin bu olduğunu düşünüyorum, bu kadar güzel anlattığın içinde tebrik ediyorum,

    YanıtlaSil