KÖTÜLÜK VAR MI Kİ SORUNU OLSUN?


İki mide tümörü örneği. (Verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim)
Üstteki iki fotoğrafa bakın. Ne görüyorsunuz? Durun ben söyleyeyim; biri çok kötü görünüyor, diğeri nispeten iyi. Hatta durun, hangisine daha kötü dediğinizi de söyleyeyim: Sağdakine “kötü” dediniz. Nasıl tahmin ama? “Çok da zor değil bunu tahmin etmek” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız, alıştığımız şeyleri sıradanlaştırma konusunda ustayız. Oysa her gün yanından usulca geçip gittiğimiz şeylerde büyük anlamlar var. Mesela fotoğrafa baktıktan sonra sizin “kötü” dediğinizin kötü huylu (malign) yani çok daha öldürücü bir tümöre; “nispeten iyi” dediğiniz olgunun ise iyi huylu (benign) yani daha az zararlı bir tümöre sahip olması gerçeği…

Sahi, tıp eğitimi almadan “iyi huylu tümör - kötü huylu tümör” ayrımını nasıl yapabildiniz? İlginç değil mi?

***

İnsanlık, nispeten karmaşık düşünme yetisine sahip olduğundan beri hep düşündü, taşındı. Filozoflar hep o soruya cevap aradı çünkü her şeyin temelinde neye iyi, neye kötü diyeceğimiz vardı. Hatta bu konu Tanrı düşüncesiyle de alakalıydı. Teodise, yani kötülük sorunu (Problem of Evil)… Mutlak iyi olan Tanrı’yla, sağduyumuzla apaçık hissettiğimiz kötülüğün bir arada olması nasıl bağdaşırdı? Korkmayın, hiçbir şeyi bağdaştırma çabası içinde olmayacağım, sadece tespit yapacağım. Bunu yaparken iyi ve kötünün “ne olduğu”nu değil, “ne olmadığı”nı söylemeye çalışacağım. Tek endişem ise tutarlı olmak olacak. Neden tutarlılık endişesi içinde olduğumu ise sormayın, temellendiremem. Zaten bu yazı bir şeyleri temellendirme işindeki sıkıntıyı anlatacak.