VAHYİN MAHİYETİ VE DMT

Vahiy, hakkında kimsenin pek bir şey bilmediği özel bir kavram. Hz. Peygamber ile Allah arasındaki öznel ilişki sonucu oluşan ve kendini bizim algımıza göre daha çok Kur’an olarak tezahür ettiren gaybî bir konunun öznesi. Bütün bunları neden en başta söyleme ihtiyacı duydum? Çünkü bordo takkeli tekfir timleri gelip imanımın kalibresini tespit ederek beni cehenneme yollamadan önce belki bu sayede onları “hakkında kimsenin pek bir şey bilmediği bir konuyla ilgili samimi ve iyi niyetli şekilde yorum yapmak insanı dinden çıkarmaz” gibi bir düşünceye sevk eder, biz müminler arasında bir düşmanlık cephesinin daha ortaya çıkmasına engel olurum.
 
Önce genel vahiy telakkisi hakkında iki çift kelam edelim. Bu telakki sorunlu. Neden sorunlu? Çünkü Allah’ı haşa bir beşer gibi ağzı olan ve bu sayede konuşan bir varlık derekesine indiriyor. Oysa Allah bu tür acizliklerden münezzehtir. Yani Kur’an’daki sözleri “fonetik olarak Allah telaffuz etti” demek Allah’ı insanlaştırmaktır, kaçınılması gerekir. Oysa benim bu yazıda ortaya koyacağım vahiy telakkisinde bu sorun bertaraf oluyor.

Evet, esas konuya gelelim. Ateist insanların garibine giden bazı noktalar vardır.

Mesela cennet tasvirleri…  Kur’an’da cennet tasvirleri, tam olarak 600’lü yıllarda Arabistan’da yaşayan insanların hoşuna gidecek biçimdedir. Çölde yaşayan ve bahçe sahibi olmakla övünen insanlar için “altlarından ırmaklar akan bahçeler” (Ankebut  58, Nahl 31 ve diğer birçok ayet) çok değerlidir. “Çadırda huriler” (Rahman 72) sanırım bugünün insanı için çok çekici değildir, çünkü çadır bugünün kültüründe doğal afetlerde kullanılır. Ama o günün insanının fantezisinde bu, çok önemli yer tutmaktadır. 

Veya cehennem tasvirleri… Kur’an’da  cehennemdeki insanlara yedirileceği bildirilen “zakkum”  (Saffat 64-68 ve Duhân 43-46) ağacının o tarihlerde bilinen bir ağaç olduğu,  yine cehennemliklere verilecek menüde yer alan darî bitkisinin (Gâşiye 6) bir çöl bitkisi olup o tarihlerde o bölgede yaşayan insanlarca “pis” olarak tanımlandığı ve kuru olanına devenin bile yaklaşmadığı bilinir.

Şimdi, Kur’an’ın cennet ve cehennem tasvirlerinin bu niteliğini göz önüne alan ve hüküm vermek için yeteri kadar düşünmeyen insanlar şöyle demekteler ve böylelikle hataya düşmekteler: “Muhammed, insanları kandırmak için bunları uydurdu. Uydurduğu şeyler de doğal olarak o muhitte bildiği ve başkalarınca da bilinen şeylerdi. Bunları kullanarak insanlara umut ve korku aşılamak suretiyle onları kendine bağladı ve yönlendirdi.” (Yönlendirip ne kazandıysa; hâlâ az yiyor, hâlâ sert hasır üstünde yatıyordu.)

Kandırdığı düşüncesi bence haksız. Çünkü o güne kadar yalan söylemediği, iyi biri olarak bilindiği sabit olan bir insanın bu kadar ciddi bir meselede yalana başvurması, insanları kandırması akıl dışı. Ancak günümüz insanına bu yetmiyor. Çünkü bilgiyle başa çıkmak zordur, çoğu insan bilginin ağırlığı altında ezilip kalır. O yüzden bu yazıda çok daha farklı bir yönteme başvurarak, bilgileri harmanlayarak o insanların da kafasına yatacağını düşündüğüm fikirlerimi aktaracağım. Belirtmeliyim ki, düşündüğüm şeyleri kabul ettirme çabası içinde değilim. Bu yazıyı yazma sebebim, bu meselenin başka bir yönünün de olabileceği ihtimalinin akla gelebilmesidir. Akla geldikten sonra kabul edip etmemeniz size kalmış.

Bir de Hz. Peygamber’in, kendisine vahiy getirdiğini söylediği Cebrail’in hakkında verdiği bilgilere bakalım...

Gelen rivayetlere göre Hz. Peygamber Cebrail'i insan suretinde görmekteydi. Mesela bir rivayette Hz. Peygamber'in "Cebrail o kadar büyüktü ki, sanıyorum sadece iki gözü arası bütün ufku kaplamıştı." dediği aktarılıyor. Diğer rivayette "Bir gün giderken, aniden gökyüzünde bir ses işittim. Başımı kaldırıp baktığımda, Hira'da bana gelen meleği (Cebrail), yerle gök arasında bir kürsü üzerinde oturmuş gördüm. Ürpererek yere çöktüm. Evime dönüp, "Beni örtünüz, beni örtünüz!" dedim. Bunun üzerine Yüce Allah,

"Ey örtüye bürünen Peygamber! Kalk da sana iman etmeyenleri azapla korkut! Rabbinin büyüklüğünden bahset! Elbiseni temiz tut! Putperestlik pisliğini bırakmakta devam et!" (Müddessir 1-5) ayetlerini indirdi. Artık vahiy gelmeye başladı ve ardı arkası kesilmedi." [ Buharî, Sahih, c. 1, s. 7; Müslim, Sahih, c. 1, s. 98; Ahmed İbn Hanbel, Müsned (h. 2846); Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 592.]

Daha birçok rivayette de bu ve buna benzer bilgi mevcut. Yani Hz. Peygamber’e göre Cebrail;  dağlar kadar büyük, heybetli bir insan. Bugünün insanlarına bu da akıl dışı geliyor. Gelmesi de normal. Ancak üzerinde akl-ı selim ile düşünmemeleri ve bu yüzden Hz. Peygamber’e haksız ithamlarda bulunmaları normal değil. Çünkü bir bilgiye sahipseniz, bunun getirdiği ağır sorumluluğu da kabul etmişsiniz demektir; bilgiyi, uyumlu olabilecek diğer bilgilerle harmanlayıp doğru yorumlama sorumluluğunu…

***

DMT, yani dimetil triptamin. Ülkemizde ve birçok ülkede kullanımı, bulundurması, satışı yasak olan maddelerden. Genelde halüsinojen olarak bilinir, tıpkı LSD gibi. Ancak DMT diğerlerinden çok farklıdır.  Tipik halüsinojenler size, olmayan şeyleri gördürür ve siz görürken, gördüğünüz şeylerin aslında var olmadığının farkındasınızdır. Ancak DMT kullanmış olan insanlar “zaten var olan ama daha önce fark etmedikleri bir şey”i gördüklerini söylemektedirler.

Aslında buraya “görmek” fiili tam uygun düşmüyor. Çünkü DMT’nin esas yaptığı şey size bir şey gördürmek değil, kullananların beyanlarından anladığım kadarıyla. Görmekten ziyade bir şeyi “tecrübe” ediyorsunuz. Ancak asıl iş bu tecrübe sonrası başlıyor. Kendiniz tatmin oluyorsunuz ve bu olağanüstü bir durum. Haliyle diğer insanların da bu tecrübeyi bilmesini istiyorsunuz. Ancak yaşadığınız tecrübeyi insanlara anlatabilmek için sözel yolu seçmek zorundasınız. Yani tecrübenizi rasyonel alana indirgemek durumundasınız. Rasyonel alan ise bu tecrübeyi anlatabilmek için çok çok yüzeysel kalıyor. 

Anlatmak istediğinizi bu yüzeysel alanda anlatmaya çalışıyorsunuz. Bu alan, sizin kültürel ve entelektüel derinliğinizle de alakalı. Tecrübesini anlatmaya çalışan herkes; kendi kültürel kodlarıyla ve entelektüel derinliğiyle örtüşen cümleler seçiyor.  Mühendis olan makineler üzerinden örnek vererek anlatıyor, coğrafyacı yeryüzü şekilleri üzerinden, kimyacı moleküller üzerinden, köyde yaşayan insan köyünden örnek veriyor gibi düşünün. Hepsi çok farklı şeylerden bahsederken aslında hepsi  aşağı yukarı aynı şeyden bahsediyor.

Peki o aynı şey ne? Rasyonel alanın yüzeyselliği müsaade ettiği ölçüde anlatacak olursak; öldüğünün farkında olma (ya da egonun, yani benliğin öldüğünün), zaman ve mekan mefhumunun kaybolması, evrenle bir birlik hissi, tekliği yaşama gibi şeyler. Tabii ki bunlar genel manada ortak olarak tecrübe edilen şeyler. Tecrübenin derinliğine, süresine; kişinin kişiliğine, o anki duygu durumuna göre katmanlar değişiyor ve anlatılanlar da o derecede farklılaşıyor.

DMT, bitkiden böceğe her canlı organizmada var. O yüzden ruh molekülü olarak adlandırılıyor. İnsanda ise ölüm sırasında aşırı derecede artıyor. Yani temsili tabirle “ruhun bedenden kopması” sırasında. Ölüme yakın deneyim (near death experience) adı verilen ilginç olguların yaşanmasına sebep olan maddenin DMT olduğu düşünülüyor, neyse, o ayrı bir konu.

DMT’nin illegal bir madde olduğunu belirtmiştim. O yüzden kullanamıyoruz. Ancak dışarıdan DMT almadan da vücudunuzda DMT seviyesini artırmanın yolları var. Hayır, ölmek değil. Yeteri süre aç kalarak ve karanlıkta (ışığa maruz kalmadan) durarak. Çünkü ışık maruziyeti ve midenin doluluğu DMT yapımını azaltıyor.

Ayrıca bunun yanında melatonine de ihtiyaç var. “Huşu hissi” dediğimiz his melatonin ile sağlanmakta ve DMT’nin etkisine katkıda bulunmakta. Melatonin seviyesinin en çok arttığı zaman dilimi ise “seher vakti” olarak tariflenen zamana yakın saatler.

***

Hz. Peygamber’in 40 yaşında ilk vahyi almadan önceki dönemde inzivaya çekildiğini biliyoruz. O süreçte yemekten içmekten kendini olabildiğince uzak tuttuğunu, Hira mağarasındaki karanlığın içinde kendisiyle baş başa kalıp düşüncelere daldığını da. Ve bir gün,  Ramazan ayının 17. gecesi seher vaktinde ilk vahiy geliyor.  Hz. Peygamber ilk vahiy geldiği sırada büyük bir korku hissediyor. Bazı kaynaklarda da ölmekten ve ruhunun bedeninden koparıldığından endişe ettiği yazmakta. 

Bütün bu süreçteki bileşenleri ortaya koyup konuşacak olursak vahyin nasıllığı konusunda DMT ve melatoninin önemli rol oynadığından söz edebiliriz. Hira mağarasının karanlığı, açlık, vaktin uyumluluğu bize bunun makul olduğunu gösteriyor. Ama bir materyalist gibi şu yanılgıya düşmeyelim, olay DMT’den ibaret değil. “Başka ne var” derseniz, kim bilebilir ki?

Ancak benim vurgulamak istediğim ve esas önemli bulduğum, bugünün insanına fayda sağlayacak ve olayı anlamlandırmasına yardım edecek nokta şu; Hz. Peygamber bir şeyleri tecrübe etti, tecrübe ettiği şey olağanüstüydü. Bu tecrübeyi insanlara anlatması gerekiyordu ki bilinenin aksine Hz. Peygamber “ikra” sözünü “oku” değil de “anlat” anlamında dile getirdi. Ancak anlatma işi, tecrübeyi tam/olduğu gibi anlatabilmek anlamına gelmiyordu. Bu, Allah’ın sınırlılığından değil; insanın sınırlılığından kaynaklanan bir durumdu. İnsanın anlatma melekesi, yani rasyonel alan; tecrübe edilen sınırsız Allah’ı ifade etmekte yetersizdi. Çünkü anlatmak, sınır çizmekti.

Hz. Peygamber bu tecrübeyi anlatmaya çabaladı. Seçtiği sözcükler doğal olarak kendi kültüründendi. Kendi entelektüel seviyesine bağlıydı. Bunlar da yaşadığı yer ve zamana bağlıydı. Kültürel ve entelektüel şartları tekrar düşünelim; 600’lü yıllar, Arabistan çölleri, sözlü kültürün egemenliği… 

İşte Kur’an bu yüzden bilgi verici, didaktik bir üsluba sahip değildi. O günün Arabistan’ındaki kültüre koşut olarak şiirsel bir havaya sahipti. 

Cennet tasvirleri bu yüzden o günün insanının hoşuna giden mahiyetteydi, bugünkinin değil. Hakeza cehennem tasvirleri de o günün insanının aşina olduğu şekildeydi. Çünkü Hz. Peygamber o çağın ve o toplumun insanıydı, yaşadığı olağanüstü tecrübesini anlatırken kullanacağı kelimeleri kendi kültür dünyasından seçmek zorundaydı. Evet, hiçbir zaman o tecrübenin tam karşılığı olmayacaktı ama insanı çizginin ötesinde neyin beklediği hakkında yeterli derecede fikir vermekteydi. 

Evet, gerçekte o tecrübede -Allahualem- bir adam yoktu. Ama bu olağanüstü tecrübede elde edilen “bilgi”nin nasıl iletildiği sorulduğunda “devasa büyüklükte bir adam yoluyla” olduğunu ifade edebiliyordu ancak, dilin sınırları bu kadardı.

Yani hakikatteki cennette sadece 7. yüzyıl Araplarının hoşuna giden altından ırmaklar akan köşkler, çadırda huriler değil; çok çok güzel “bir şeyler” var; hakikatteki cehennemde ise zakkum veya darî değil, çok çok kötü “bir şeyler” var. Yanlış anlamak için pusuya yatmış olanlar için belirteyim; bunu derken, Hz. Peygamber hakikate aykırı beyanlarda bulunmuştur demiyorum. Dediğim şey, Hz. Peygamber’in vahiy yoluyla her şeyin hakikatini tecrübe ettiği ancak rasyonel alanda, kendisinin de mecburen, cennet ve cehennemin kendi diliyle tasvir ettiği şekline inandığı ve bu inandığı şeyi hiçbir şey ekleyip çıkarmaksızın, tam bir samimiyetle insanlara tebliğ ettiğidir.

İşte bu vahiy telakkisi Allah’ı haşa bir insanmışçasına konuşturma hatasına düşmez. Kaynak Allah’tan gelir, Hz. Peygamber onu kendinden hiçbir şey karıştırmadan sözlü alana olduğu gibi çevirir (convert eder).

Bu bakış açısını kafamıza oturttuğumuz vakit, zihinsel anlamda çok büyük bir lükse sahip oluruz. Öncelikle Hz. Peygamber gibi güzel bir insana “yalancı” demeyiz, iftira etmemeyi başarırız. Bugünün insanına doğal olarak “saçma” gelen durumları yorumlarken akıldışılıktan da kurtulur, cennette “çadırda huriler” olacağını değil hoşumuza gidecek her neyse o türden şeylerin olacağını söyleriz. Ya da bugün bazılarının yaptığının aksine “hadisleri çöpe atalım, işimizi zorlaştırıyor, bize sadece Kur’an yeter” demez, tutarsızlıklara boğulmaz ve aşağılık kompleksine kapılmış, kendi değerlerinden utanan -amiyane tabirle- karaktersizlerden olmayız. Belki de en önemlisi; Hz. Peygamber’in fiillerini birebir bu çağa taşıma ütopyasını gerçekleştirmeye değil, yaptığı şeyleri yapma amacını kavrayıp onun gösterdiği yönde yaşamaya çalışırız. Bunu yaptığımızda dünya çok daha yaşanılır bir yer olacak. Öbür dünya zaten öyle.

Not: Bu yazıda değer yargısı içeren hiçbir cümleyi ciddiye almayınız. Her kesim tarafından anlaşılabilir olması için değer yargılarına yer verilmiştir. Oysa sadece tespitlerin yer alması yeterliydi.

yskiyak

Not: Bu düşünce henüz dört başı mamur şekilde oluşturulmuş bir yapıda değildir. Geliştirilmeye ve düzeltilmeye ihtiyaç duymaktadır. Eksik noktaları olduğunun, bazı ayetlerin durumunu açıklar kapasitede olmadığının farkındayım. Ancak bunun sebebi hem o çağ hakkındaki hem de DMT’nin işlevleri hakkındaki bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Ancak inandığım bir şey var ki o da, Hz. Peygamber her ne söylemişse doğruluğuna tamamen inandığı için söylediği ve hevası için söylemediğidir. Ayrıca yazıda ortaya koyduğum fikrin mutlak doğruluğu iddiasında değilim. Herhangi bir hata, yanlış varsa mutlaka uyarınız.


İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar:

OLUYOR OLMAKTA OLAN

KÖTÜLÜK VAR MI Kİ SORUNU OLSUN?

68 yorum:

  1. İyi akşamlar, anladığım kadarıyla vahyin ilham olduğunu ama kelimeleri peygamberimizin seçtiğini söylüyorsunuz.Bu durumda Kuran insan kelamı derecesine düşmüş olmuyor mu? Bakara suresi 23. ayette "Ve eğer kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe içindeyseniz haydi ondan bir sure getirin." diyerek insan eliyle Kuran'ın yazılamayacağını söylüyor. Bu ayetle sizin fikriniz çelişmiyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kur'an ortada öylece duruyor, bir yere düştüğü yok. Siz "Allah bu şekilde kelam etti" deyince Allah'ı "konuşan, beşer gibi bir varlık" derecesine düşürmüş olmuyor musunuz? Çünkü bizim kelamlarımızla konuşacak nitelikteyse o bahsettiğiniz şey beşer olur, Allah olamaz. Allah beşeri özelliklerden münezzehtir.

      Ayrıca, o ayetle çelişmiyor. Şunu izleyin anlarsınız, korkmayın, kısa: https://www.youtube.com/watch?v=H0nKvFu_bf4

      Sil
    2. Allah beşer gibi konuşmaz elbet. Allah'ın kelamı başka kelamlara benzemez. Ya Allah konuşacak ya da ilham olunacak ve Peygamberimiz kendi söyleyecek dersek Cebrail'i bir yere yerleştirmemiş oluyoruz. Bu atlanamayacak derecede İslamın temel bir kaidesidir. Bu durumda ya Hz Muhammedin kelamı ya Allah kendi beşer kelamıyla söyleyecekten başka seçenekler de var.

      Allah kendi beşer kelamıyla konuşmaz ama bütün dillere vakıf olmaktan da uzak değildir. Diller yaratılandır. Yaratılanın ilmini yaratanın bilmesi abes değildir.

      Sil
    3. aslında her iki düşünce de doğru. Allah'ın sıfat-ı zatiyyesinde 'kelam' vasfı var. bu kelam insanda ki gibi değil ama onun bir cüz'ü. çünkü Allah ademe kendi ruhundan üfledi (secde 9) yani kendi vasıflarından ona verdi. bu yüzden insan eşrefi mahlukat, yaratılanların en şereflisi oldu.Bu sebepledir ki Allah'ın konuşması vardır ama O'nun bu özelliği O'nu beşer vasfına indirgemez. Bu konuda Selef alimleri Allah'ın zatî sıfatları için hiç sorgulamayıp aynen kabul edilmesini belirtirken Halef alimleri ise kendine mahsus bir şekilde Allah'ın konuştuğunu ama bunun nasıl olduğunun bilinmediğini söylemişlerdir. Yani sizin de dediğiniz gibi Allah konuşur ama bu insanların konuşmasına benzemez bu yüzden bu özellik Allah'ı insan vasfına indirgemez.

      Sil
  2. Esselamu aleyküm.Allah ın gücü her şeye yeter o konuda hemfikirizdir.Gücü her şeye yeten Allah elbette insan suretine de girer bu tartışılmaz ama o kendini bir çok şeyden münezzeh kıldığı için bunu yapmaz.Misal hz Musa ile buluşması.Musa peygamber onu çok merak eder Allah beni göremezsin der.Israr ednce karşısındaki dağa bakmasını ister ve dağ paramparça olur musa da bayılır.
    Yazının en güzel kısmı ise Allah ın insanlara öğütlerini dönemin şartlarına göre anlatması.Dediğiniz gibi huriler ırmaklar falan dönemin insanlarına pek cazip gelmiyor.Çünkü fena halde nimetlere sahibiz.Ancak kuran da bildiğim kadarı ile cennette nefsinizin her istediğinizi yapacaksınız şeklinde ayet mevcut.Nefsimizin şu an neler isteyeceğini düşünürsek oranın sonsuz imkanlar yurdu olduğunu düşünebiliriz.Bazı insanlar yine orada sonsuza dek kalmanın bi anlamı olmadığını bi zaman sonra( zaman kavramı orada yoktur bence) sıkılacağımızı söylerler.Halbuki Allah yine kalblerden kibiri atacağını vaad eder.Yani nefsin kötü yanlarından bizleri men edecek ve sonsuz mutluluğa kavuşmamızı sağlayacaktır inşAllah :)
    Yanlız yazınızın bir kısmında panteizme vurgu yapılıyor gibi.Yani her şey bir görünür diyorsunuz.Bu kısma katılmıyorum.Yani biz maddeden muaf olacak şekilde bi tabir i caizse kafaya erişmedik ama peygamberimiz o duruma ulaşsa dahi haşa kendini Tanrı olarak görmemiştir.O duruma ulaşanların kendini yaratan olarak görmesi bence bi şirk havası oluşturmaktadır.Unutulmamalıdır ki vahiy yanlız allah tan değil şeytanlardaa da gelir.Allah bunu kuranda bildirmektedir.
    Bu konuda dikkatli olmalıyız bence.Saygılar sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. Daha çok çalışın, daha çok istifade edelim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. DAHA ÇOK ÇALIŞIN DAHA ÇOK DİARE OLALIM

      Sil
  4. Merhaba, yazınızı okudum ve aynı şekilde düşünüyorum, aktarış biçiminizi çok beğendim. Uzun zamandır böyle bakış açısına sahip kişi fark etmemiştim, bu dolaydan mutlu oldum. Acaba beni cevaplandıramadığım konularda aydınlatabilir misiniz, nereden ulaşabilirim size?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah, eğer elimden gelen bir şeyse tabii ki yardımcı olmaya çalışırım. Ancak çok çabuk cevap yazamayabilirim, mazur görün
      Mail adresim: yskiyak@outlook.com

      Sil
  5. Merhaba;
    Benimde bu konuda şüphelerim vardı. Açıklığa kavuşturdunuz, teşekkür ederim. Mevlana Mesnevisinde bu kitap Allah katından yazdırıldı der. Keza Said Nursi de aynı şekilde. Benzer hayatlar, benzer ruh halleri, benzer deneyimler. Mevlana çağının bilimlerine hakim ama inzivada yaşıyor. Said Nursi hapishanelerde ömür geçiriyor. Hz. Yunus yunusun içinde (kapalı bir alan)bir müddet yaşıyor.
    Benzer deneyim diyorum. Çünkü tasavvuf açısından baktığımızda Tevhid anlayışıda bize bunu anlatıyor. Öyleki insana bu deneyim "enel'Hak" dedirtebiliyor.

    YanıtlaSil
  6. Merhaba;
    Peki kendisi Hz.Muhammed(sav)tasfir ediyorsa indirilen bilimsel ayetleri örneğin güneşin kendisi etrafında döndüğü veya ayın bir ışık kaynağı olmadığını yalnızca bir yansıtıcı olduğunu nereden bilebilirdi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kur'an'da sizin bahsettiğiniz türden bilimsel ayet yok, bunlar sadece aşağılık kompleksli biz müslümanların yakıştırmaları.

      Sil
    2. Yasin38
      Bu yalnızca benim bildigim

      Sil
    3. O ZAMAN HİÇ BİŞİ BİLMİYON

      Sil
  7. Dönemin insanlarına göre daha fazla şey bilmeniz, düşünen bir insan olmanız takdir edilebilir. Ama İslamın temel kaynaklarından çok, kendinden fazlasıyla yorum katan biri olan Mustafa Öztürk'ten beslenmenin çok doğru olmayacağı görüşündeyim. Bu şekilde doğruluğu veya yanlışlığını bilemeyeceğimiz, bilsek de bize katkı sağlamayacak ayrıntılardan ziyade insanların gerçekten kafasında soru işareti oluşturan konularda yazmanızın, bunları da gerçekten daha net kaynaklardan beslenerek yazmanızın daha faydalı olacacağını düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Batılı düşünceye sahip olmakla itham olunmuştum bir zamanlar. Sizin gibi birinden beklemem ama fikrinizin yanlış olduğuna mı kanaat getirdiniz de sildiniz onu? Eğer fikriniz değişmemişse açıklamasını duymak isterim. Kuranın i'cazı hep bahsedilen bir konudur. Sizin bunu anlayacak ilminiz de hikmetiniz de olmadığından diyorsunuz ki böyle bir şey yok. Yani göremediğinize inanmıyorsunuz. Sizce kim daha çok batılı düşünceden etkilenmiş?

      Sil
  8. Merhaba,

    Bahsi geçen Dmt, LSD, Meskalin tarzı molekülleri kullanmış, deneyimlemiş bir insanım. Ve şahsen hiçbir dine inanmıyorum. Kurduğunuz bağlantı belli noktalarda deneyimlemediğiniz için evet mantıklı gelebilir. Ama bu deneyim insanın karmakarışık bilinçaltından başka bir şey değildir. Bu tarz maddeler kullanıldığı zaman bilinçaltı bilinç düzeyine çıkıyor ve insan kendi zayıf noktalarıyla, kendi hayalleriyle ve geçmişiyle yüzleşmek durumunda kalıyor. Deneyim sırasında bizimle konuşan ses, çoğu zaman bilinçli haldeyken susturduğumuz, konuşmasına izin vermediğimiz sestir. Yani "vahiy" insanın kendi iç sesiyle konuşurken duyduklarından başka bir şey değildir. İlk dmt deneyimimde içimde bir ses "Ben Allah'ım" diyordu, faydalandığım her şeyi, iletişim kurduğum her insanı bu zamana kadar deneyimlediğim her şeyi ben yine ben yarattım."

    Yani, Dmt KULLANMAK ve Dmt SALGILAMAK aynı anlama asla gelmez.

    Birinde kendine geldiğin zaman dışarıdan bir müdahale ile yaşadığın deneyimi "Allah ile konuştum!" diyerek abartmazsın. Çünkü sebep sonuç ilişkisi kurabilirsin. Bilinçaltının sana oynadığı bu oyunu kendi hayatın ve benliğin için bir ders niteliğinde görürsün, bir tür meditasyon gibidir çünkü.

    Ancak dışarıdan bir müdahale olmaksızın Dmt biyolojik olarak salgılandığı zaman insan sebep sonuç ilişkisini kuramaz. Bir anda, durduk yere zamandan mekandan kopmak, sesler duymak, bilincin dışına taşmak insana elbetteki kendisine vahiy indiğini düşündürür. Bunu bir mucize olarak görür.

    Kısaca DMT'nin farkında olmak ve olmamaktır bütün mesele.

    Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katkılarınızdan dolayı gerçekten çok teşekkür ediyorum. Bana çok değerli bilgiler verdiniz.

      Gerçekten Allah olmadığınızı nereden bilebilirsiniz? O bilinçaltı dediğiniz şeyin bilincimizle yani sadece bir yanılsamadan ibaret olan egomuzla örttüğümüz Allahlığımız olmadığı hakkında neden bu kadar eminsiniz? Bence şu yüzden: İlk neden, her dinin -büyük oranda iyi niyetle- kurumsallaştırılarak kuru bir doktrin haline getirilmesi; ikinci neden, kültürel göreceliliği idrak etmeyi (mesela çağın birinde 9 yaşındaki çocukla evlenmenin garip karşılanmamasını bu çağdan bakıp garip karşılamamayı) başaramamak. Belki böyle değilsinizdir, sizi tanımayışımdan dolayı yanlış düşünüyor olabilirim ama çok yaygın yapılan hatalar bunlar. O yüzden söylemek istedim.

      Fikirlerinizi belirttiğiniz için tekrardan teşekkür ediyorum.

      Sil
    2. Aslında tam üstüne bastınız, bir dine ya da bir yaratıcıya inanmıyorum. Düşünebildiğim düşüncelere, görebildiğim şeylere, dokunabildiğim nesnelere inanırım. Ama yalnızca bunlar da yetmez, sebep sonuç ilişkisini de kurabilmeliyim. Bilinçaltımız bu anlamda bizim için her şeyin çözüm bulduğu yerdir, yeterince derinine indiğimizde aradığımız her şeyin cevabını bulabiliriz. "Bilinçaltı insanın Allahıdır" demek çok da yanlış olmaz yani. Çünkü insan yaşadıklarından, gördüklerinden, dokunduklarından ibarettir. Ve bütün bunlar dışında her hangi bir soru üretmesi mümkün gibi gelmiyor bana. Ama bir gün biri çıkar da varlığına şahit olmadığı bir şey için "Acaba var mıdır?" diye sorarsa içindeki çok eski bir boşluğu doldurur gibi şu cevabı verebilir: "Evet, neden olmasın?" Neden olmayacağını bilmem ama neden olması gerektiğini düşündüğünüzün cevabını ben vereyim. Cevabını bulamadığımız en popüler şu soruya fena halde takmış olduğumuzdan: "Burada ne işimiz var?"

      Oysa herkes (bence) kendi mucizesinin farkına varmak için buradadır, ve bu tek başına bence bütün soruları cevaplamaya yeter.

      Not: Farklı bakış açılarına ihtiyacım oluyor. Bu anlamda son zamanlarda okuduğum en güzel yazıyı siz yazdınız. Teşekkürler. :) Paylaştıkça doğruya birlikte ulaşacağımızı düşünüyorum. Sevgiler...

      Sil
    3. Değerli düşüncelerinizi paylaşma nezaketinde bulunduğunuz için ben teşekkür ederim. :)

      Sil
    4. Ben göremediğim şeylere inanmam demişsiniz ama evrende göremediğimiz şeyler de var ama onların var olduğunu kabul ediyoruz yada sebep sonuç ilişkisi kurarım demişsiniz burada ne işimiz var sorusuna taktığımızı söylüyorsunuz ever bu da bir sebep sonuç ilişkisidir aslında evrenin neden var olduğu bizim benliğimizi neden var olduğu soruları sorarak sebep sonuç ilişkisinden de Allah ın varlığına ulaşabiliriz.. Aslında bu konularda çokça bocalamış biri olarak şunu sebep sonuç ilişkisi kurarak Allah ın varlığına kanaat getirdim..

      Sil
    5. Yanlış anlaşılmaya çokça müsait olan "Allah olmadığınızı nereden bilebilirsiniz?" şeklindeki beyanı biraz açmak gerek, şu etten kemikten yapı (Yunus'un "ölen hayvan imiş" dediği yapı) Allah'tır demiyorum. O yapıyı var zannediyoruz ama yok diyorum. Var olan sadece Allah diyorum.

      Sil
  9. Sözler risalesinden 15. sözün zeylini önyargıyla yaklaşmadan ciddi bir şekilde okumanızı öneririm. Sizin için ufuk açıcı olacağını düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha önce okumuştum ama şimdi bu perspektiften ve ön yargısız okuyacağım inşallah geniş bir zamanda.

      Katkınız için teşekkürler.

      Sil
    2. ön yargısız mı öyle bir şey olabilir mi yaşamaman gerekli

      Sil
  10. Eğer dediğiniz gibi Dmt etkisiyle Allah(c.c) iradesinde peygamberimiz zamanın durumuba göre ayetleri açıklıyorsa insanlara o zaman şu ayet dediğinizi redetmiyor mu?

    Tekvir suresi
    19.Muhakkak ki o(kur an),şerefli bir elçinin getirdiği sözdür
    Elmalılı Hamdi Yazır tefsiri

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet şu an tek bir ayetin Türkçe mealiyle bütün hipotezim çöktü. Teşekkürler. Çıkarken paradigmanızı değiştirmeyi unutmayın.

      Sil
    2. Müddessir 25

      Sil
  11. değerli kardeşim sizin bütün yazılarınızı takip ediyorum farkında olmadan ateist argümanlarını paylaşıyorsunuz mesela Kur an sadece araplara gönderilen kitaptır haşa Allah sanki gelecek nesillerin nasıl düşüneceğini akıl fikir edemedi Allah ın kudreti sanki sadece arapların anlayacağı bir kitap göndermiş gibi konuşuyorsunuz Kur anda kız çoçuklarının evlenmesi ayeti olması,poligami olması vs..Daha da garibi özgür irade yoktur demeniz tam ateist argümanı kardeşim özgür irade verilmemişse bu dünyada ki sınavın anlamı nedir ? üstelik rasyonelliği keşke eleştirseniz kaynakça ve kanıt vermeden rasyonelliği yerin en dibine sokuyor sonra da biz aslında yoğuzzz diyorsunuz zaten sizin Kur an anlayışınıza göre ancak yoğuzz demeniz lazım yoksa Kur an kabullenilemez

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ön kabullerinizi bir kenara bırakıp denklemi yeniden yerine oturtmaya çalışın. Zor ama deneyin; denklemi oturtmak değil, ön kabullerinizi yıkmak zor. Buna rağmen hâlâ müslüman olduğunuzu göreceksiniz.

      Sil
  12. Batı evrim var diyorsa benim bunu bir yerden dine sokmam gerek onu da yaparken dini biraz eğip bükeyim. Hz Adem bir insan olmasın bir soy olsun. Benim bu düşüncelerim bir mezhebe de sığmıyor o zaman diyeyim ki ben ne sünniyim ne şiiyim. Onlardan birine mensup olursam dini keyfimce yorumlayamam zaten. Bu sırada bir tutam da bazı din alimleriyle alay ederim. Zaten karşımdaki insanlara biraz alaylı anlatınca alim mi Allah'ın sevdiği bir kul mudur bakmadan gülüyorlar onlar da. Hz Ademi feda ettim ama hala müslümanım sıkıntı yok. Kur'an'ı anlatıyorum sonuçta Allah benden niye razı olmasın.

    Kimi anlattığımı anlamışsınızdır. Zannediyorum ki bu sorunlu din algınızın kaynağı böyle bir bakış açısı. Ben ne düşünsem ne söylesem müslümanım diyorsam müslümanım şeklinde bir algınız var. Niyet elbette ki önemlidir ama sadece niyetin iyi olmasıyla olmuyor. Tekfir timi geldi beni tekfir etti şeklinde algılamayın. Ama İslam denen dinin içini öyle keyfi yorumlarla dolduruyorsunuz ki bir insan dine zarar vermek istese bu şekilde yaklaşır. Allah müslüman olarak yaşayıp ölmeyi nasip etsin hepimize.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kimi anlatmak istediğinizi anladım ancak siz anlatmak istediğiniz kişiyi anlamamışsınız, bunu gerçekten söylüyorum. Biraz ön yargısız dinleyin/okuyun. Çünkü bahsettiğiniz şahıs bu dediklerinizden çok farklı konuşuyor.

      Bunun haricinde, mezopotamya civarında geçmişte yaşananlarla ilgili bilgilerinizin eksik olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden böyle konuşuyorsunuz, bilseniz veya göz ardı etmeseniz siz de hak vereceksiniz. Şu an siz de haklısınız kendi perspektifinizden, ne diyeyim.

      Sizi çok iyi anlıyorum.

      Sil
  13. Dünyada bilinen ilk tek tanrılı din bundan 3300 yıl önce yaşamış(hatırladığım kadarıyla mö 1353 yıllarıydı) mısır firavunu Amenhotep veya doğum adıyla Akhenaton a dayanıyor. Onun öncesinde tek tanrılı inanca dair bir tarihi belge bulamadım. Yani patetesin nasıl yetiştirileceğini bile kayıt altına alan adamlar tek tanrılı inanca dair en ufak bir yazı yazmamışlar. Bilinen ilk büyük medeniyetlerin hepsinde çok tanrılı inanış var. Peygamberler tarihi de bildiğimiz yahudi mitolojisinden öteye gidemiyor.Kur anda kıssaları geçen çoğu peygamber hep İsrailoğulları kıssaları.Üstelik Zebur,Tevrat,İncil hep aynı coğrafyaya inmiş başka medeniyetlere gelen peygamberler hakkında kanıtımız var mı ? Yani inandığımız Allah bu kadar güçsüz mü ki tarih boyunca insanların sürekli olarak batılda kalıp çok tanrıya inanmaya izin vermiş. Kusura bakmayın eleştiri veya sövmek amaçlı yazmıyorum ama uzun zamandan beridir dinler tarihiyle alakalı araştırıp okuyorum ama hala daha kafamdaki şu sorulara cevap bulamadım. İnandığımız kutsal kitap kuran ın diğer kutsal kitaplardan ne farkı var? Kur anın Allah kelamı olduğunu nereden anlıyorsunuz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o zamanlar yaşıyor muydun nasıl hatırlıyon??

      Sil
  14. Çok anlamlı düşüncelerle dolu bir yazı olmuş teşekkürler. Benim de bir dine inancım yok çünkü hepsinde çarpıtılmış düşünceler sapkınlıklar var çoğu popüler dinde olan adem ile havva'nın gerçek olmadığı apaçık ortada bana göre tamamen evrim teorisine göre hayattayız ve düşünebiliyoruz. Buraya kadar Her şey tamam ama milyonlarca gezegen galaksi uzay boşluğu nasıl oluştu Big Bang teorisi mi peki o patlama neden oluştu bir yaratıcı var tamam peki o yaratıcı nasıl oluştu...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Milyonlarca gezegen, galaksi ve uzay boşluğunun oluştuğunu nereden biliyorsunuz? Ya hiç oluşmadıysa? Antropomorfik bir tanrıya inanamamanız çok normal.

      Sil
    2. o zaman hepimiz tanrı mıyız ? bu hem şirk de olmuyor mu ? o zaman tüm evren galaksiler hayal ürünüyse marsa çıkan aya çıkan adamlar nasıl çıktı ? dünya nın fotoğrafı nasıl çekildi ? bence tüm bunlar hayal ürünü olmaz çünkü diğer gezegenler kanıtlanmış bir şey

      Sil
  15. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. değerli kardeşim bir yönden haklısınız da ,bing bang için geçerli olmaya bilir ama bilim test edilien gözlenen kanıtlara bir olgu değil mi ? ben yunus peygamberin balığın karnında yaşadığını nasıl bilicem ? Süleyman peygamberin cinler ve hayanlar ile iletişime geçtiğini nerden bilicem ? bu peygamberlerin yaşadığına kanıt var mıdır ?

      Sil
  16. Sizce inanca giden yol sadece imanla mıdır? Dogmatik yollar ile mi inanılır yoksa akıl ve sorgulama ile de inanç olur mu?

    YanıtlaSil
  17. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Küçük bir not; akıllı bir insan olmanıza rağmen antropomorfik bir tanrı aradığınız için bulamıyorsunuz.

      Sil
    2. antromo promo frikik derken ?

      Sil
  18. DMT transına giren bir insanın rahatça tanrıyla konuştuğunu düşünmesi normaldir. Zira algı çarpılır, neo korteks devreden çıkar, limbik katman ve bilinçaltıyla yüz yüze gelirsiniz. Bu translar doğduğumuzdan beri alıştığımız dünya algımızı çarpıtan bir takım kimyasallar sayesinde olur. Basitçe, örneğin çok miktarda alkol alsanız bir başka algı biçimine giriverirsiniz. Beyindeki salgılarla oynandığı zaman çeşitli biçimlere giren bir yapımız var neticesinde. Sonuç olarak peygamberinizin ya da diğer peygamber olarak kabullenilen kişilerin varsayalım DMT ya da benzer kimyasalların etkisiyle bu "vizyonları" görebileceğini iddia ettiğiniz bu yazınızı çok beğendim. Zira ben de aynısını iddia ediyorum ve dinsizim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim genetiğime sahip olup benim yaşadığım çevrede yaşamış olsaydınız benim yazdığım yazıyı siz yazacaktınız ve aynısı benim için geçerli olsaydı sizin yaptığınız yorumu da ben yapacaktım. O yüzden sıkıntı yok.

      Sil
  19. Bunların ötesinde şaşırmaktan kendimi alamadığım bir yanınız da var. Çok açık beyinli bir insansınız, dünya algınız oldukça sağlam temellere oturmuş. Handiyse bir adım daha atsanız bir çok kavramın ötesine gidebilecekken, kendinizi ısrarla bir alt levelin süreçlerinde (din ve tüm kapsadıkları) tutmaya çalışmanız bana ilginç geldi (aslında ilginç gelmedi, nedenlerinin farkındayım :) Sizin de dediğiniz gibi sizin genetiğiniz ve yaşadığınız çevre buna neden oluyor muhtemelen. Ama zaten amaç hep bir level ileriye gitmek değil midir? Bir levelin en yüksek düzeyi, bir üst levelin en alçak düzeyidir. Kendini bilinçli olarak orada tuttuğunuzun farkındayım ve bağlılıklarınızdan kurtulmanızı tüm gönlümle arzu ederim. Mutlu günler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Demek istediğiniz şeyi çok iyi anlıyorum ancak bir noktada yanılıyorsunuz çünkü tahminimce ön yargılı bakıyorsunuz. Ben sizin bildiğiniz dindarlardan değilim :) Level var level içinde.

      Yazıda yaptığım şey, dürüst olduğunu düşündüğüm bir insanın hakkını teslim etmek. Buna olduğundan fazla anlam yüklememelisiniz. Ya da yükleyin, çok önemli değil. Çünkü kendimin ölçüsü sadece kendimdir.

      Açık yürekli yorumlarınız için de teşekkür ederim. ayrıca.

      Sil
  20. kardeş vallah ben anlamadım şu antropomorfik bir tanrı olayını Allah kendisi bir valık değil mi insan için de demek şirk değil mi ? uzay evren halisünasyon ise ki hadi olabilir zihin algımıza bir parametre falan mı yerleştirilmiş her şeyi sümülasyonda mı yaşıyoruz özgür irade yoksa imtihanın anlamı ne ? merak ettiğimden soruyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu etten kemikten yapı Allah'tır demiyorum. O etten kemikten yapı aslında yok, var olan sadece Allah. Uyanınca anlayacağız.

      Sil
    2. Dediğiniz şey çok çok güzel ama birazcık daha açsanız.. Yani evrenin yıldızların galaksilerin insanın her şeyin bütünü Allah mı ki Allah her şeye ruhundan üflemiş olabilir tabi yoksa Evren galaksiler yıldızlar falan hiç birisi yok mu aslında bir nevi Matrix de ki gibi mi yani? Özgür irade kısmını da merak ediyorum eğer yok ise zaten imtihan dünyası olmuyor o zaman

      Sil
  21. M.Salih İskenderi26 Haziran 2016 04:21

    Işıkta sentezlenen "aşk hormonu" olarak bilinen serotoninden karanlıkta sentezlenen ve "huşu hormonu" olarak bilinen melatoninin oluşması (arada biyokimyasal olarak iki reaksiyon var) ve tasavvuf geleneğimizdeki "leyladan mevlaya" düsturunu da bir düşün derim kardeş... Ben hayli kafa yordum ama hormonları henüz çok az biliyoruz.
    Beyin maddenin manaya etki ettiği çok özel bir organ, tabi madde ve mana ayrı şeylerse...

    YanıtlaSil
  22. Özgür irade yok ise imtihan olmanın cennet veya cehennem dediğimiz şeyin anlamı ne gerçekten

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O ZAMAN VAR. BLOGGGER DA İKNA OLMUŞTUR BU SORUNUZDAN SONRA. TEŞEKKÜR EDE

      Sil
  23. Bu dusunceyle ayet hadis ayrimini neye gore yapiyoruz?

    YanıtlaSil
  24. Bir diger sorum Allah konusan beseri bir varlik degildir ancak bu dusunce hasa peygamberi tanrilastirmaz mi? Cunku bu dusunce bu kitabin yazilmasi icin peygamberin insanlik tarihinde (gecmisten gelecege) yolculuk etmesi, cennet ve cehennemi gormesi, evrenin ve ademin yaratilmasina sahitlik etmesi gerekir. Oysa peygamber bir beser, bir kul bir elci degil midir?

    YanıtlaSil
  25. okumadım. katılmıyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. haklısınız efendim zaten okumaya gerek yok

      Sil
  26. sen emaneti dolaştırırken yere düşüren adamsın bırak yaaa. ama allah düşürmesin o ayrı. ayrıca melhin zıttıyım sadece küçük harf kullanırım. türkçem de onunki kadar bozuktur

    YanıtlaSil
  27. ibretlik bir paylaşım. BİSMİLLAH

    YanıtlaSil
  28. düşünüyorum öyleyse olabilir mi yani

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. DÜŞÜNDÜĞÜNE EMİN MİSİN?

      Sil
  29. OLMAYAN ŞEYLER HAKKINDA Kİ BU KADAR ÇABANIZI TAKDİRLE KARŞILIYOR TEBRİK EDİYORUM

    YanıtlaSil
  30. arifin manchestere attığı golü arıyordum

    YanıtlaSil
  31. Şunu merak ediyorum biri bana düşüncesini söylerse mutlu olurum
    Eger Kur an sadece arap toplumunun anlayacağı tarihsel metin olarak yolladı ise Tanrı geleceği bilmiyor muydu? Tanrı gelcekti insanları dusunmedi mı? Son bir kitap yollanicak kıyamete kadar geçerli olucak o zaman neden bunu Arap toplumu ile sınırlı tutuyor?

    YanıtlaSil
  32. Din her kafanın algılayabileceği bir şey değil.anlamaya çalıştıkça bu kadar basit olamayacağını düşğnüp uzaklaşmaya başlıyorsun.tamamen bağlı kalmak istediğinizde de öfff aman ya

    YanıtlaSil
  33. Özgür irade yok diyorsunuz da o zaman cennet cehennemin imtihanın ne anlamı kalır. Dostum kendi içinde çok çelisiyorsun kusura bakmada.

    YanıtlaSil
  34. kardes dmt defalarca ıcmıs ve cok derın anlamda tasavvuf bılgısıne sahıp olaraktan sana bazı soylemek ıstedıklerım var. oncelıkle bazı seylerı yakalamıssın fakat genel anlamda buyuk yanılgıya dusmussun. en buyuk yanılgında kuranı kerımın bır yorum olarak olusturuldugu dusuncesı. suna emın ol bırak kelımesını ıcındekı harflerın bıle tesadufı yerlestırılmedıgıne emın ol. sadece su gercek var dmt tecrubesı kesınlıkle kısa yoldan kalp gozunu acmak gıbı bırsey fakat normal bır ınsanın bır anda o ortama gırmesı bazen cok garıp etkılerı olabılıyor. o yuzden tum evlıya velı peygamber vs yavas yavas olayın ıcıne gırmısler ınzıva ac kalma vs vs zamanla esıkten adım atmıslar tek farkı bence bu. kullanmının verdıgı en buyuk fayda aslında hıcbırseyın olmadıgı herseyın ruyadan ıbaret oldugu ve en onemlısı olumu baya baya tecrube edıyorsun aslında herseyın bombos oldugunu ve herseyın Allah oldugunu fark edıyorsun ama dedıgım gıbı bunlar cok cıddı tecrubeler ve kanımca bu maddeyı herkesın kullanmaması gerektıgı cunku cok cıddı anlamda hayatını etkılıyor sonrasında. her dogru heryerde herkese soylenmez:)

    YanıtlaSil